GÖZ
Geçtiğimiz cuma tüm gün aklım,yüreğim hep bir konuyu işledi sessizce...
Çalışırken,konuşurken geri planda bir tek şey vardı benim için...
Neden yoktu? Nasıl olmuyordu? Hiç olmayacak mıydı?
Genelde çalışırken başka düşüncelere yer kalmaz beynimde,fakat;
bu kez böyle olmadı işte..Sanki bir cendereye sığdırmışım yüreğimi,sıktıkça sıkıyorum, acımaksızın kendime.
Boğucu iş temposu da yardımını esirgemeyince zihnimin cenderesine,
ağlamaklı bir halde eve zor attım kendimi.Hayır çok uğraştım,didindim ama ağlayamadım.
Ve rahatlayamadım!? Artık düşünüp,üzülmelerim bitmişti ama, içimdeki düğümü/tıkanıklığı açamamıştım bir türlü.
Gecenin sonunda o sıkıntıyla yattım uyudum.Bu kadar.Şimdi o sıkıntıya sarılan halimi düşündükçe sıkılıyorum.
Hele kendi kendime kaldığım saatlerde ‘ağlarsam rahatlarım’ tavrıma, tuhaflığıma , anlamsızlığıma bakıp...
Utanıyorum.
Dün gece elimdeki kitaba ara verip ‘bir şeyler bulmak umuduyla’ Mesnevî’nin birinci cildine uzattım elimi.
Çok değil birkaç sayfa dolaştım sadece:
“Gözün açık iken içine bir üzüntü çökerse, üzülür perişan olursan; bilmiş ol ki, gönül gözün kapalıdır; onu aç ki gamdan, elemden kurtulasın.”
“Çektiğin sıkıntıyı, ızdırabı gönlünün iki gözünün de kapalı olduğundan bil; çünkü, gönül gözü kıyasa sığmaz sonsuz nûr aramaktadır.”
“O sonsuz olan gönül gözünün iki nûrundan (akıl ve basîret nûrundan) mahrum kalmak da seni perişan etmededir.
Kendine gel de onları koru.”
(.....)
“Yabancı kimdir?Senin topraktan yaratılmış bedenin;senin derde,gama,eleme düşmen, perişan olman hep onun yüzündendir.” Şefik Can-Ötüken Yayınları
|